the reason için arama sonuçları:

İngilizce Cümle Sözlüğü
Sözlüğümüzde İngilizce kelimelerinin cümle içinde kullanımlarını bulabilirsiniz.

Temel İngilizce Seti
İleri İngilizce Setleri
Kelime Setleri
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    For security reasons, you are only allowed to authenticate your identity once every hour. Please come back then to try again.
    Güvenlik sebepleriyle sadece her saatte bir kez kimliğinizi doğrulamanızı izin verilmektedir. Lütfen sonra denemek için tekrar dönün.

     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    please select a reason for deactivating. if you choose other please explain your reason. \\\
    Lütfen kaldırma için bir neden seçiniz. Başka bir nedeniniz varsa lütfen açıklayınız.

     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    The reason why I am late is that she didn’t call me.

    Geç kalmamın sebebi onun beni aramamasıdır.

    Permalink
     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    1. relative clauses miktar ifadeleri

      Miktar İfadeleri (Expressions of Quantity) Relative Clause, ?of? içeren miktar ifadeleri içerebilir: some of, many of, most of, none of, two…

    2. Reduction of Relative Clauses – Adjective Clauses kısaltma

      Reduction of Relative Clauses Aktif Yapılar (Active Structure) Aktive yapılarda who, which, that ve yardımcı filler (am, is,…

    3. Exclamation Non Defining relative clauses – adjective clauses

      NON-DEFINING RELATIVE CLAUSE Önceden tanımlanan veya bilinen isimleri tanımlarken eğer Relative Clause yapısı kullanırsak virgül kullanılması…

    4. relative pronouns why

      WHY ?Reason?, ?explanation? gibi kelimelerden sonra bir neden belirtiyorsak why kullanılır. Ø The reason why she didn?t come to school…

    5. relative pronouns when

      When ?When? bir zaman ismini (year, dayitime, century, decade?) tanımlamak için ?relative clause? yapıda kullanılır. v I will never…

    6. relative pronouns where

      Where Tanımladığımız isim, tanımlayan cümlede yer belirtiyorsa ?where? kullanılır. v …

    7. WHOSE and OF WHICH

      WHOSE and OF WHICH Tanımladığımız isim, tanımlayan cümlede sahiplik içeriyorsa, hem insanlar hem de nesneler için ?whose? kullanılır. v Do…

    8. whom

      Pronoun Used as the Object of a Preposition İngilizcede bazı filler kendilerden sonra preposition (edat) alırlar. ?talk to?, ? apply for?, ?put…

    9. WHO, WHICH , THAT (relative pronouns)

      RELATIVE CLAUSES (Adjective Clauses) Relative Clause ile yapılan cümleler bir ismi niteler.Tek başlarına bir anlam ifade etmezler ancak bir cümle…

     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    Adjctive + Preposition sıfat + edat (prep) 

    (Sıfat Edat Birliktelikleri)

    Bazı edatların belirli sıfatlarla olan birliktelikleri ?to be? (olmak) yapısıyla kullanılırlar.

    be accustomed to
    be delighted about
    be nervous about
    be addicted to
    be disappointed about
    be only for
    be afraid of
    be disturbed about
    be sad about
    be angry about
    be excited about
    be satisfied with
    be annoyed about
    be excellent at
    be scared of
    be anxious about
    be engaged in
    be sick of
    be ashamed of
    be famous for
    be show at / about
    be aware of
    be fed up with
    be sold on
    be bad at
    be fond of
    be sorry about
    be bored with
    be glad about
    be successful at
    be capable of
    be good at
    be superb at
    be careful about
    be good about
    be surprised at/about
    be clever at
    be happy about
    be terrified of
    be concerned about
    be hesitant about
    be tired of
    be confused about
    be hopeless at
    be unaccustomed to
    be confident of
    be impressed with
    be undecided about
    be conscious of
    be interested in
    be used to
    be crazy about
    be jealous of
    be upset about
    be cynical about
    be new at
    be worried about

    ABOUT
    Bazı sıfatlar ?about? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    angry / annoyed / furious about something
    I’m really angry about our losses on the stock market! (Borsadaki zararlarımız ile ilgili gerçekten kızgınım.)

    excited about something
    He’s excited about his birthday party next week. (Gelecek haftaki doğumgünü partisi onu heyacanlandırıyor.)

    worried / upset about something
    He’s worried about his upcoming examinations. (Gelecek sınavlar onu
    endişelendiriyor.)
    sorry about something
    I’m very sorry about losing your book. (Kitabını kaybettiğim için gerçekten üzgünüm.)

    AT
    Bazı sıfatlar ?at? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    good / excellent / briliant at something OR at doing something
    They are excellent at planning fun parties. (Eğlenceli partiler düzenlemekte üstlerine yoktur.)

    bad / hopeless at something OR at doing something
    Unfortunately, I’m hopeless at being on time. (Dakik olmak konusunda maalesef umutsuzum.)

    AT / BY
    Bazı sıfatlar ?at? ya da ?by? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    amazed / astonished / shocked / surprised at OR by something
    I was amazed at his sense of humor. (Espiri anlayışından etkilendim.)

    FOR
    Bazı sıfatlar ?for? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    angry with someone for something
    I’m really angry with John for his total lack of responsibility. (John?un sorumluluk duygusunun olmayışı beni gerçekten kızdırıyor. )

    famous for something
    She’s famous for her watercolor paintings. (O, sulu boya resimleriyle ünlüdür.)

    responsible for something
    You’ll have to speak to John, he’s responsible for customer complaints. (John ile konuşmalısın, müşteri şikayetlerinden o sorumludur.)

    sorry for doing something
    He says he’s sorry for shouting at you. (Sana bağırdığı için üzgün olduğunu söylüyor.)

    (to feel or be) sorry for someone
    I really feel sorry for Pam. (Pam için gerçekten üzülüyorum.)

    FROM
    Bazı sıfatlar ?from? edatı ile birlikte kullanılırlar.

    different from someone / something
    His photographs are very different from his paintings. (Çektiği fotoğraflar yaptığı resimlerden çok daha farklıdır.)

    OF
    Bazı sıfatlar ?of? edatı ile birlikte kullanılırlar. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    nice / kind / good / of someone (to do something)
    It was very nice of him to buy me a present. (Bana hediye alması çok nazik bir hareketti.)

    mean of someone (to do something)
    It was very mean of Susan to say that to Tom. (Susan?ın bunu Tom?a söylemesi çok büyük bir kabalıktı.)

    stupid / silly of someone (to do something)
    I’m afraid it was stupid of me to come. (Maalesef / korkarım ki, gelmek benim yaptığım bir aptallıktı.)

    intelligent / clever / sensible of someone (to do something)
    That was quite sensible of Tom. (Tom?un yaptığı akıllıcaydı.)

    polite of someone (to do something)
    It was very polite of Peter to invite my sister to the party. (Peter?ın kızkardeşimi partiye davet etmesi kibar bir hareketti.)

    impolite / rude of someone (to do something)
    I can’t believe how rude it was of Jack to shout at his daughter in front of all those people. (Jack?in kızına tüm o insanların önünde
    bağırarak kabalıkta bulunmasına inanamıyorum.)

    unreasonable of someone (to do something)
    Don’t be so hard on yourself! It’s unreasonable of you to expect to understand everything immediately. (Kendine bu kadar yüklenme. Herşeyi bir anda anlamayı beklemen mantıksızlık olur.)

    proud of something or someone
    I’m very proud of my daughter’s wonderful progress in school. (Kızımın okuldaki müthiş gelişmesi beni gururlandırdı.)

    ashamed of someone or something
    She’s ashamed of her bad grades. (Kötü notlarından dolayı utanıyor.)

    jealous / envious of someone or something
    She’s really envious of her sister’s wealth. (Kızkardeşinin zenginliği onu gerçekten
    kıskandırıyor.)
    capable / incapable of something
    Peter is quite capable of conducting the meeting on his own. (Peter tek başına bir toplantıyı götürebilecek kapasitededir.)

    fond of someone or something
    She is so fond of her niece. (Yeğenine çok düşkündür.)

    short of something
    I’m afraid I’m short of cash tonight. (Korkarım bu gece nakitsiz / parasız kaldım.)

    tired of something
    I’m tired of your complaining! (Senin şikayetlerinden yoruldum.)

    ON
    Bazı sıfatlardan sonra ?on? edatını kullanılır. Bu ifadeler ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    to be keen on something
    She is very keen on horses. (O atlara çok düşkündür.)

    TO
    Bazı sıfatlar ?to? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    married / engaged to someone
    Jack is engaged to Jill. (Jack, Jill ile nişanlıdır.)

    nice / kind / good / generous to someone
    She was very generous to me when I was staying with her. (Onunla kalırken bana karşı çok cömertti.)

    mean / impolite / rude / unpleasant / unfriendly / cruel to someone
    How can you be so unfriendly to your neighbors? (Komşularına nasıl bu kadar soğuk olabilirsin?)

    WITH
    Bazı sıfatlar ?with? edatı ile birlikte kullanılır. Her bir sıfat grubu aynı ya da benzer anlamlardadır. Bu fiiller ?to be? (olmak) fiili ile birlikte kullanılırlar.

    angry / annoyed / furious with someone for something
    I’m furious with my brother for having lied to me! (Bana yalan söylediği için kardeşime
    çok kızgınım.)

    delighted / pleased / satisfied with something
    He is quite satisfied with his results. (Aldığı sonuçlardan gayet memnun.)

    disappointed with something
    She’s really disappointed with her new car. (Yeni arabası onu gerçekten hayal kırıklığına uğrattı.)

    bored / fed up with something
    Let’s go. I’m fed up with this party. (Hadi gidelim. Ben bu partiden sıkıldım.)

    crowded with (people, tourists, etc.)
    Disneyland is crowded with tourists in July. (Disneyland Temmuz?da turistlerle doludur.)

     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    Jellyfish Denizanası 

    Jellyfish

    With strangely shaped bodies that can, when necessary, be effective weapons, jellyfish are the beauties of the marine world, as mysterious as they are transparent.

    It was pale blue with occasional glints of white. (More …)
     
  • Permalink | Log in to leave a Comment

    İngilizce çok sık kullanılan hukuk kelimeleri ve anlamları 

    JUDICIAL TERMS

     

    acquit, exonerate: beraat etmek, beraat ettirmek

    adjourn: ertelemek

    adultery: zina

    allegation: iddia

    Anayasa Mahkemesi: Constitutional Court

    Ankara Bar Assocation: Ankara Barosu

    annul, repeal: ilga etmek

    appeal: temyiz etmek

    arbitrary detention: keyfi gözaltı

    amnesty, pardon: af, affetmek

    assocation: dernek

    accrued interest: tahakkuk etmiş faiz

    abortion: kürtaj

    accomplice : suç ortağı

     

    battery and assault: müessir fiil

    bribe: rüşvet

    breach, violation, infringement, contravention: ihlal infringe, violate, contravene: ihlal etmek

    by-law : içtüzük

    built-up area : meskun mahal

    bankrupt: iflas ettirmek, müflis bankruptcy, insolvency: iflas insolvent: müflis

    go bankrupt: iflas etmek

    blackmail : şantaj, şantaj yapmak

    bail out : kefaletle serbest bırakmak, kefaletle kurtarmak bail: kefalet maintenance : nafaka

    black economy: kayıt dışı ekonomi

     

    child abduction: çocuk kaçırma

    compensation: tazminat

    convict: mahkum etmek

    court, tribunal: mahkeme

    criminal, offender: suçlu

    censor : sansürlemek

    conclusive evidence: kesin delil

    capacity(ehliyet) and majority(rüşt) of a person: kişinin ehliyeti ve rüştü

    counterfeit currency: sahte para forge: sahtesini yapmak ( passport / banknote / cheque / signature) forgery: sahtekarlık

    case law, jurisprudence: içtihat

    customary law: örf adet hukuku

    criminal record: sabıka kaydı

    culprit: sanık

    curator: kayyım

    criminalize : kanun çıkartarak yasadışı hale getirmek

    court martial: askeri mahkeme

    Court of Cassation, Court of Appeals : Yargıtay

    Court of Accounts: Yargıtay

    Council of State: Danıştay

     

    dereliction : ihmal, görev kusuru misconduct : suistimal, kötü davranış

    death penalty, capital punishment: ölüm cezası

    defendant: davalı

    defunct: mülga edilmiş (fesh edilmiş)

    drug trafficking: uyuşturucu kaçakçılığı

    domicile : ikametgah

    detention : tutuklama custody: nezaret, gözaltı, velayet intensifieid surveillance : gözaltında tutma house arrest: gözaltı (evde) incommunicado detention: kimse ile görüştürmeden gözaltı

    deport: sınır dışı etmek deportation : sınır dışı etme

     

    expropriation: istimlak expropriate: istimlak etmek seizure : geçici zapt confiscation : mülkiyetin hazineye geçmesi privatization: özelleştirme privatize: özelleştirmek

    nationalize: millileştirmek nationalization: millileştirme confiscate: kamulaştırmak

    European Court Of Human Rights: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

    evidence: delil

    enact: kanunlaştırmak enactment: kanunlaştırma, kanun, kararname

    enforcement, exequatur: tenfiz, tenfizi yapan mahkeme

    exemption: muafiyet immunity: dokunulmazlık impunity: cezadan muaf olma, kişisel dokunulmazlık

    extradite: suçluyu iade etmek extradition: suçlunun iadesi

     

    fugitive: kaçak outlaw: kanuna karşı gelen kimse

    file a lawsuit, sue: dava açmak

    fine: para cezası

    forensic: delil toplama işlerinin tümü

    fraud: hile

    felony: cürüm, ağır suç

     

    gravity of obligation: ağırlıklı borç

    hearing: duruşma hear: duruşma yapmak, tanıkları dinlemek

    hijacking: uçak, gemi vgb kaçırma

    honour killing: töre cinayeti manslaughter: ağır tahrik sonucu adam öldürme

    harbor: yataklık etmek, saklamak

     

    impartial: tarafsız

    impunity : cezadan muaf olma, kişisel dokunulmazlık

    infamous, notorious: kötü şöhretli

    inmate, prisoner: hapis yatan

    interrogation, interrogate:sorgu, sorgulamak

    ill treatment, maltreatment: kötü muamele torture: işkence

    investigation: soruşturma prosecution: kovuşturma probe: araştırma proceeding:usul, adli takibat, kovuşturma, dava, dava işlemleri

    international arrest warrant: uluslar arası tevkif müzekkeresi

    investigating judge: tetkik hakimi

    indict: iddianame hazırlamak, indictment: iddianame

    judge: hakim

    judiciary: yargı

    jury: jüri

    judiciary: yargı, yasama

    judicial: yargısal, yargıya ait

    jurisdiction: yargı yetkisi

    judicial year: adli yıl

    law enforcement officer: kolluk kuvveti

    lawyer : avukat

    libel: yayın yolu ile hakaret

    life sentence: müebbet hapis

    legitimate X illegitimate: meşru X gayrimeşru

    legislation: mevzuat acquis: müktesebat

    legal entity, legal person: tüzel kişi legal aid: adli yardım natural person: gerçek kişi

    legislative statue: yasal mevzuat

    law-abiding: kanuna itaatkar

     

    major offence: büyük suç

    minor offence: küçük suç

    misdemeanour: kabahat

    money laundering: para aklama

    marital discord: evlilikte geçimsizlik

    magistrate: kabahat davalarına bakan hakim

     

    notary: noter

    newsletter, circular: sirküler decree-law: kanun hükmünde kararname decree: kararname communication: yazışma, mektup, mesaj

     

    overturn(decision, verdict) : kararı bozmak

     

    parliamentary immunity: dokunulmazlık

    plaintiff: davacı

    post-mortem operation: otopsi

    probation : denetimli serbestlik

    prosecuter: savcı

    prostitution: fuhuş, fahişelik

    privilege: imtiyaz privileged: imtiyazlı

    personal finances, assets: mal varlığı

    probation: denetimli serbestlik

    parole: şartlı tahliye

    penitentiary: cezaevi

    penal: cezaya ait, ceza kabilinden penalty : ceza, para cezası penalize: cezalandırmak

    plagiarism: intihal plagiarize: aşırmak

    private and procedure law: özel hukuk ve usul hukuku

     

    quorum: toplantı yeter sayısı

     

    rape: tecavüz, tecavüz etmek

    rapist: tecavüzcü

    reasoned decision: gerekçeli karar

    ransom : fidye

    red notice: kırmızı bülten

    rig: bir şeyin sonuncu hile yaparak ayarlamak (rig a state tender: devlet ihalesinde hile yapmak)

     

    sanction: yaptırım

    sentence: ceza vermek

    serve: hapis yatmak

    slander: iftira

    smuggling: kaçakçılık

    suspect: zanlı, şüpheli

    suspended sentence: cezanın tecili

    security payment: teminat

    summon: celp etmek

    service: tebligat

    session: celse, oturum

    separation of powers: kuvvetler ayrılığı legislation(yasama), execution(yürütme), judiciary (yargı)

    self defense: meşru müdafaa

     

    trial: duruşma

    tax evasion: vergi kaçırma

     

    under the auspices of police: polis nezaretinde

    unanimously: ittifakla

    unconstitutional: anayasaya aykırı

    uncontested claims: nizasız alacaklar

    unfit for military service: askerlik için uygun değil, çürük

    unitary: üniter

     

    vandalism: kamu malına zarar verme

    verdict, ruling: mahkeme kararı

    victim: mağdur

    vote of confidence: güven oyu

     

    witness testimony: görgü tanığı

    witness: görmek, şahit olmak testify: şahitlik etmek, delil olmak testimony: tanıklık, ifade sworn testimony: yeminli ifade

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
esc
cancel
* Yunanca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Rusça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Romence Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Portekizce Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Norveçce Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Maltese Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Malezya dili Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Makedonca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Macarca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Litvanyaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Letonyaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Lehçe Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Korece Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Katalanca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Japonca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İzlandaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İtalyanca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İsveçce Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İspanyolca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İrlandaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * İbranice Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Hollandaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Hintçe Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Hırvatça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Galiçyaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Galce Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Fransızca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Fince Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Filipince Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Farsça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Estonyaca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Endonezya Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Danca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Çince Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Çekoslavakça Çek Slovakça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Bulgarca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Belarusça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Arnavutça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Arapça Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Almanca Türkçe Sözlük ve Çevirisi * Afrika Dili Türkçe Sözlük ve Çevirisi